Gönen Belediye Başkanı İbrahim Palaz cevap veriyor:
“Bizim dahilimiz olamaz… Ben hiçbir şekilde karışmam, müdahil olmam…”
Ancak devamında sendika tartışmasından çıkıp işçinin yaşamına dair şu ifadeleri kullanıyor:
“Bandırma’daki yaşam şartlarıyla burasının yaşam şartları çok farklı… Bandırma’daki ev kirasıyla buradaki ev kirası bir mi?”
Ardından asıl dikkat çeken bölüm geliyor:
“Normal şartlarda buradaki yaşam… nereye gitsen borç bulursun. Nereye gitsen çorba bulursun… vaktin varsa hafta sonu domatesini, biberini ekersin, soğanını ekersin.”
Bir belediye başkanının, işçisinin ekonomik durumunu anlatırken “borç bulabilme ihtimalini” bir avantaj gibi sunması gerçekten düşündürücü.
İşçi; borç bulabildiği için değil, hak ettiği ücreti aldığı için yaşar.
Başkan ayrıca maaşların düzenli ödendiğini vurguluyor:
“Önemli olan her ayın 15’inde işçi bankamatiğe gittiğinde maaşını orada görmesidir… Biz göreve geldiğimizden beri her ayın 15’inde o maaşı yatırdık.”
Burada da temel bir gerçek var:
Maaşı zamanında ödemek bir başarı hikâyesi değildir.
Bu, belediyenin zaten yapmak zorunda olduğu asli yükümlülüktür.
İşçinin alın terinin karşılığını gününde vermek, lütuf değil borçtur.
“Biz elimizdeki bütün imkânları seferber ettik” deniyor.
Peki o imkânlar nereden geliyor?
Belediye bütçesi halkın parasıdır.
Gönen’de hangi harcamaların gerçekten gerekli olduğu, hangi kalemlerde gereksiz ödemeler yapıldığı konusunda kulislerde konuşulanları da biliyoruz.
Yakında Gönen halkı bunları daha net öğrenecek.
Çünkü mesele sadece maaş değil…
Mesele bakış açısı.
İşçiye “domates ekersin, borç bulursun” diye anlatılan bir düzen; emeği büyüten değil, emeği küçümseyen bir dildir.
Ve unutulmamalı:
İşçi bankamatikte parasını gördüğünde emeğinin karşılığını gördüğü için sevinir. Siz o maaşı gününde yatırmak zorundasınız Sayın İbrahim Palaz.
Bu bir lütuf değil, görevinizdir.

